İptal Kültürü: Aktivizm mi linç mi?

Batı dünyasında Harvey Weinstein, J.K. Rowling gibi isimler, Türkiye’de ise Tamer Karadağlı, Mehmet Ali Erbil, Rasim Ozan Kütahyalı, Ahmet Kural, Ozan Güven gibi isimler sayesinde gündeme geldi: Cancel culture yani iptal kültürü, güçlü ya da ünlü kişileri, sorunlu söylemleri ya da davranışlarıyla yüzleştirmeyi hedefleyen bir boykot türü olarak ortaya çıktı.

Kavram sosyal medyayla hayatımıza girdi ve son yılların en çok tartışılanlarından biri hâline geldi. Öyle ki 2020 Oxford sözlüğünde bile kendisine yer buldu. Sadece birkaç yılda iptal kültürü hakkında yazmayan gazete, yorum yapmayan ünlü kalmadı.

Toplumun marjinlerine itilmiş insanlar için sosyal adaleti sağlamanın bir yolu olan iptalleme eylemi, ilk olarak Black Lives Matter hareketiyle bir aktivizm formuna dönüştü. Amacı da güçlü ve ünlü kişilerin ırkçı söylemlerini ifşa ederek toplumdaki eşitsizliklere dikkat çekmekti. Tıpkı #MeToo ve Black Lives Matter hareketlerinde olduğu gibi, hukukun adaleti sağlamaya yetmediğini düşünen milyonlarca kişi tepkilerini haksızlık yapan kişileri iptal ederek gösterdi.

Amerikalı sağ muhafazakarlar ise iptal kelimesinin ardına kültür ifadesi ekledi. Böylece iptal kültürü, linç kültürüyle eş anlamlı olarak kullanılmaya başlandı. #Büyüteç‘in yeni bölümünde iptal kültürü kavramının nasıl ortaya çıktığını, nasıl bir aktivizm formu olduğunu, hak-hukuk-adalet üçgeninde nerede durduğunu, Türkiye’den ve dünyadan örnekleriyle araştırdık.

Akademisyen ve yazar Özgür Mumcu ve araştırmacı-yazar Zeynep Naz İnansal’ın katkılarıyla Büyüteç’in 10. bölümü yayında.

Araştırma & Prodüksiyon: Fayn Studio
Instagram: https://instagram.com/faynstudio
Discord: https://discord.gg/medBuvNZmj